MÜSLÜMANLARDA TARİHSEL BİR BİLİNÇ KAPSAMINDA: KUDÜS. Yazar: İsmail Dayı Bu Makale Hucurat Hareketi İçin yazılmıştır.
ÖZET:
İslam geleneğinde Kudüs’ün ifade ettiği anlam, önem Müslümanın birey açısında Kudüs bilinci bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Makalede Kudüs’ün Müslümanlar için tarihi ve dini olarak neden önemli olduğunun belirtilmesi amaçlanmıştır. Bu sebeple çalışmada Müslüman geleneğindeki Kudüs ile ilgili anlatılar şehrin Müslüman egemenliğinde bulunduğu tarihi dönemlerle birlikte ele alınmıştır.
Ehl-i Kitap dinlerin ortak ve bunun yanında birçok medeniyetin kesiştiği nokta olarak Kudüs, tarih boyunca değerini daima korumuş ve özellikle; Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanların mücadelesine sahne olmuştur. Günümüzde bu dinlerin mensupları halen geçmişten getirdikleri tarihsel kodları neticesinde, hakimiyetin kendi bünyelerinde olması gerektiğini ve bunu temellendirmek adına bazı temel tarihsel öğretileri öne sürmektedirler. Bu öğretiler kapsamında Yahudiliği ve Hristiyanlığı da kapsayan biz Müslümanların öğretileri daha ön plana çıkmaktadır.
Bilindiği gibi Kudüs şehri Müslümanlar açısından mukaddes bir yerdir. Bütün peygamberlere iman, Müslüman olmanın ön şartı olduğundan, Kudüs’ü fetheden Hz. Davud, orada mabedyapan Hz. Süleyman, Kudüs mabedinde görev yapan Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, peygamberimizin “biraderim” dediği ve Kudüs’te doğup Kur’an’da “Arz-ı Mukaddese” diye nitelendirilen Filistin bölgesinde tebliğ faaliyetinde bulunan Hz. İsa ve yolu o bölgeye ve Kudüs’e uğrayan diğer peygamberler, bütün Müslümanların, “Biz Allah’ın elçileri arasında ayırım yapmayız” dedikleri (Bakara 2/285) mümtaz şahsiyetlerdir. Diğer taraftan Hatemu’l-Enbiya olan Hz. Muhammed’in ve Müslümanların ilk kıblesi olan, İsramucizesinin varış noktası kabul edilen Kudüs ve bütün bu peygamberler aracılığıyla ilahi vahyin tecelli ettiği bu topraklar, Kur’an’da “Arz-ı mukaddese” diye tavsif edildiği için biz Müslümanlarca da mübarektir. İlk kıblemiz olması açısından da biz Müslümanlar için önem arz eden Kudüs, Tarihsel olarak İslamiyetin ilk anınında itibaren Müslümanlar için idrak edilmesi gereken önemli bir mekan olarak yer etmeye başlamıştır. İlk olarak Hz. Ebû Bekir döneminde ilk fethedilmesi gereken yerlerden biri olarak görülen Kudüs, nihayet Hz. Ömer döneminde (17/638) yılında Ebu Ubeyde b. Cerrâh komutasındaki İslâm askerlerinin gayretleriyle Bizanslılardan teslim alınmış ve İslâm topraklarına dâhil edilmiştir. 1099 tarihinden itibaren Kudüs yönetimi yaklaşık bir asır Haçlıların elinde kalmıştır. Bahsedilen sürede Haçlılar Kudüs’te diğer inananların bulunmasına izin vermemişlerdir. Yaşanan süreç Sultan Selahaddin’in Kudüs’ü almasına kadar devam etmiş o zamandan sonra farklı dinlere inanan insanların tekrar birlikte yaşamasına imkân sağlanmıştır. Kudüs’te artık Müslüman bir idare bulunmaktadır ve Müslüman devletler arasında çeşitli el değiştirmelerin yaşanmasıyla birlikte şehir, Birinci Dünya savaşı sonrasına kadar yaklaşık 1400 yıl Müslüman egemenliğinde kalmıştır. İngilizlerin 1917 tarihinde bölgede manda yönetimi kurması ile de yeni bir sürece girmiştir. Çünkü İngiltere Dışişleri Bakanı tarafından Yahudi bir bankere yazılmış, Filistin’de Yahudilere yurt kurulmasını onaylayan (Balfour Bildirisi) bir mektup bulunmaktadır. Daha sonraki süreçte İngilizler burayı ele geçirmiş ve şehri teslim alırken bir bildirge okutmuşlar, burada Kudüs’ün kutsallığına gereken saygının gösterileceğini ilan etmişlerdir. Buna rağmen İngilizlerin bölgedeki varlıkları yaklaşık otuz yıl sürebilmiştir. Bu süreçte bir taraftan Araplar arasında Yahudilerin Kudüs’ü ele geçireceği ve Mescid-i Aksa’yı yıkacağına dair söylentiler yayılırken diğer taraftan dindar Yahudiler Batı Duvarı yakınlarında ibadet etmek istemiştir. Bunun yanı sıra bölgeye Yahudi göçü de devam etmiştir. Bütün bunlar iki grup arasında çatışmalara sebep olmuştur. Bu durum sonrası ise İngilizler, devam eden çatışmalardan yorulmuş ve sorunun çözümünü BM’ye bırakarak bölgeden ayrılmıştır. İngilizlerin Filistin bölgesinden çekilmesinden sonra BM Genel Kurulu, 29 Kasım 1947 tarihinde bu topraklar üzerinde Yahudi ve Arap olmak üzere iki devlet kurulması yönünde tavsiye kararı almıştır. Bu kararda ayrıca Kudüs’te uluslararası rejim yönetiminde (BM) özel bir idare kurulacağı ifade edilerek, buraya farklı bir konum verilmiştir. Böylece Kudüs’ün uluslararası statüye sahip bir yer (corpus separatum) olması öngörülmüştür. Bundan sonraki süreçte devam eden İsrail’in Kudüsü işgal girişimi dünya tarafından basit kınamalarla geçiştirilerek örtbas edilmeye çalışıldı. Gelinen bu tarihsel süreçte 14 yüzyıl boyunca refah içinde bütün dinlerin varlığını devam ettirdiği Kudüs, günümüzde Yahudilerin sadece kendilerinin hak sahibi olduğunu iddaa etmesiyle sürekli kaosun var olmasına sebep oluyor. Müslümanların bu süreçte Kudüse dair bilinçlerini gözden geçirerek, ilk kıblenin önemini hatırlayarak uluslararası arenada insiyatif alarak İsrail’in iddaa ettiğinin aksine tarihsel süreçte kudüsün tarihin hiçbir anında tam olarak Yahudilere ait olmadığı gözükmektedir.
SONUÇ
Kudüs’ün bir süre Müslümanlara kıble olması ve Hz. Muhammed’in İsra gecesindeki ziyareti, bugün başka bir dinin mensuplarının elinde olmasını kabul etmeyi zorlaştırmaktadır. Bu arada şunu da belirtmek gerekmektedir ki burada ibadet etmeye ve buradaki ibadetin faziletlerine yönelik birtakım rivayetler, Müslümanların nezdinde şehrin kutsallığının salt tarihsel hadiselerle sınırlandırılmadığını gösterdiği gibi aynı zamanda Müslümanların ilgilerinin azalmaksızın bugün de devam etmesinin en önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Dolayısıyla şehir, geçmişten bugüne Müslümanlar için ifade ettiği anlamı korumaktadır. Müslümanlara bu kısımda düşen Kudüs’e dair inançlarını daima aktif tutarak Kudüs’ü gündemlerinden çıkarmamaları ve bu uğurda her alanda Aksa’nın sesi olmalıdır.